Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, İstanbul depremine dair önemli bilgiler paylaşarak Adalıların endişelerini bir nebze olsun azaltmayı hedefliyor.
İzmir Seferihisar ve Denizli bölgelerinde meydana gelen depremler, İstanbul’un olası büyük depremini ön plana çıkardı ve bu durum, uzmanların yaptıkları açıklamaların sıklığını artırdı. Ancak, bu açıklamalar bazen kafa karışıklığına neden olabiliyor.
Üşümezsoy, İstanbul’daki depremlerle ilgili olarak, “Yanılgılar, 17 Ağustos 1999’da meydana gelen depremin ardından kırılan fayın, Adalar’dan Çekmece’ye kadar uzanan Marmara’nın kuzey kenar fayına dayandırılmasından kaynaklanıyor.
Ancak, Tuzla ile Büyükçekmece arasındaki bu fay kesimi aslında normal bir fay olarak tanımlanabilir. Deniz içinde de benzer yapılar mevcut. Bu yapıya ‘orta sırt’ adını veriyoruz. Oysa bu fayın Kuzey Anadolu fayının uzantısı olduğu bilgisinin yanlış olduğu ortaya çıktı” dedi.
Üşümezsoy, 1766 yılına ait bir fay kırılmasının bulunduğunu belirterek, bu fayda 250 yıllık bir stres birikiminin olmadığını vurguladı.
Marmara’daki diğer alanlarda ise stres birikiminin sona erdiği ve Japon araştırmacıların verilerine göre Silivri ile Tekirdağ çukurlarında sürekli bir stres akışı bulunduğu ifade edildi.
Kumburgaz çukurundaki fay hakkında ise net bilgiler olmadığını, ancak bu fayın 40 kilometre uzunluğunda olabileceği ve potansiyel olarak 6.5 büyüklüğünde depremler üretebileceği belirtildi.
1999’daki deprem İstanbul’un en son büyük depremi olarak kayıtlara geçerken, Tekirdağ ve Silivri bölgelerinde de geçmişte iki büyük depremin yaşandığı aktarıldı.
Üşümezsoy, gelecekte meydana gelebilecek büyük depremlerin Kuzey Anadolu fayının güney yönünde gidişatının etkisiyle Mudanya ve Bandırma’ya kadar uzanabileceğini öngörüyor. 1952 yılında bu hatlarda da kırılmalar yaşandığına dikkat çekti.
İstanbul’daki fayların Ege Denizi’nden daha az risk taşıdığını ifade eden Üşümezsoy, Kumburgaz bölgesindeki fayın potansiyel tehlikelerine karşı dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.
Bu bölgedeki zemin koşullarının heyelanlar nedeniyle kötüleşebileceği konusunda uyarılarda bulundu.
Adalıların kaygılarını gidermeyi amaçlayan bu açıklamalar, muhtemel bir depremde alınacak önlemler açısından da önem taşıyor. Adalar’da yaşayanlar için deprem hazırlıklarının artırılması gerektiği bir gerçek olarak öne çıkıyor.