İstanbul’a Özgürlük İzni

İstanbul, pencereler kapalı, ışıklar sönmüş bir halde sessizliğe bürünmüş. Dışarıdan hiçbir ışık sızmıyor ve şehir, derin bir sessizlikle dolmuş. Herkesin söylemek istediği bir şey var ama pencereden dışarı bakmaya bile cesaret edemiyorlar.

Bu durum, korku mu yoksa umutsuzluğun bir yansıması mı? Ey İstanbul, sen ne kadar çok şey barındırıyorsun içinde! Duygularını köpüklerinde yansıtır, içini açan çiçeklerin dibinde gizli kalırsın. Rüzgar, kokularını savururken yönünü sana bırakıyor.

İnsanlar bir tarafa doğru koşarken, yapraklar etrafa dağılır. Kum gibi, hüzün gibi şehri sarar. Kollarını açıp sarılmak istersin İstanbul’a; martılar, gökyüzü ve sahil kenarında vuran dalgalar kucaklar seni. Ey İstanbul, pencereni aç, ışık içeri dolsun.

Yeşersin yapraklar; çocuklar salıncağında ne olacağını düşünmeden salınsın. Toprakla buluşsun ayaklar, bastıkça yeşilsin otlar. Sevgi dolu çığlıklarla sarsılsın her yer.

Herkes, gideceği yere koşsun. İnsanlar birbirlerine iyilikle baksın; incir çekirdeğini doldurmayan nedenlerden dolayı kimseyi kırmasınlar. Sıralarını lütfetsinler, sevgiyi yüreklerinden kovmasınlar. Aşılmaz uçurum kenarındaki kimseye dokunmasınlar.

Her şey aksın, rüzgar sana, dalgalar denize, çocuklar neşeyle dolsun bu şehirde.

Başını kaldır İstanbul; dışarıda bekleyen yürekten gelen sevgiye kapılarını aç. Sevilmeye ve sevmeye izin ver. Sevgililer, Kız Kulesi’nden geçsin; Boğaz, derin bir soluk alsın. Nadir kalan korularında melekler koşsun.

Şehrin hüzünleri suya aksın, gemiler geçmeden önce köprüden geçsin sevgiler. Umutlar oltalara dolsun, yüreklerde renk açsın. Karşı sahildeki ışıklar göz kırpsın ve İstanbul’um, izin ver!

Yorum yapın